19 Temmuz 2009 Pazar

janelle monae istanbula gelsin, siz buralarda oturun. dersaneye falan gidin. aferin.

04 Temmuz 2009 Cumartesi

gugli gugli gugli

hastalık belirtilerini okuyup da kendime zırt pırt teşhis koyduğum için artık hastalık belirtisi okumuyorum. bu yüzden insomnia değilim ama bi güç var. mesela üst komşum. mesela yarım açılmış pencere yüzünden kuşlar. yine kuşlara kızamıyorum; kimbilir kimin karnından çıktılar. ama günün birinde üst komşularını katlettikten sonra kaçan ve yerleştiği diğer evde tekrar üst komşularını katletmesiyle ünlenen bi seri katil haberine rastlarsanız aklınıza bi anlığına ben geleyim. benden şüphelenmeyin de şöyle bi hatırlayın lan.

24 Haziran 2009 Çarşamba

genç adam, gecenin üçünde uykuya girme çabaları sırasında başucundaki perdeden gelen sesleri farketti. eğer o sırada bu tıkırtıların yarın öğlen saatlerinde yazılan bi yazının gizemliymiş gibi başlamasına sebep olacağını bilseydi şüphesiz yatar, uyuma çabalarına devam ederdi. fakat daha önceden de belirttiğim gibi bu tıkırtılara neyin sebep olduğunu ve neye sebep olacaklarını bilmiyordu. bunaltıcı çabalarının sonuçsuzluğunun getirdiği sinirle yatağından kalktı.-adamımız bu çabalarının ona yarın öğleyin 'sonuçsuzluğu' gibi bi kelime kullanmasında yardımcı olacağını bilseydi heralde biraz olsun sakinleşirdi.-her neyse, yerinden kalktı ve perdeye bi kaç tokat atmak için yürümeye başladı. hani perde başucundaydı nereye yürüyor bu adam, diyen dikkatli okuyucularımız için açıklamak gerekirse adamın odasında iki pencere vardı. hafif paranoyaklığının ve daha önceden odasına giren dinazorumsu yarasanın etkisiyle, yani biraz tırsarak, 'ilk önce diğer perdeye bakayım da ordan geliyosa yatar uyurum lan' diyerek perdeye bi kaç tokat attı. -perde cevap vermedi- adamımız anladı ki başucundaki perde haklıydı. hikayede eksik kalmaması için belirtmem gerekir ki ben bunları anlatırken adamımız ışığı çoktan yakmış, ışığı yakmasıyla birlikte pencereden gelen tıkırtılar da artmıştı. perdeyi açmaya karar verdi ve eline bi dergi alarak perdeye doğru yürümeye başladı. bi taraftan da, ulan gören de odayı futbol sahası büyüklüğünde bi yer zannedecek halbuki göt kadar bi yer, diye düşünüyordu. perdeyi ucundan tuttu ve çat diye açıverdi. aklısıra rakibini şaşırtacak ve bu etkiyle onu avlayacaktı.-bunu bi filmde görmüştü- tam kafasından, 'şaşırtmak önemli, hıhı' diye geçirirken yanağında hissettiği kanat darbeleri öd kesesini biraz zorladı. kahramanımız -ne kahraman ama- tiksintiden kaşınan kollarını kaşırken az önce yanak yanağa tanıştığı kelebek odayı turlamaya başlamıştı. adamımız elindeki dergiyi heman edasıyla bi kaç savurduktan sonra kelebek, şu odadaki lambayı yakıp söndürdüğümüz şey var ya, hah işte onun üzerine kondu. adamımız, amma adamımız dedim ha, aklıma bi düğmenin adı da gelmedi zaten. bizzat ben kendim dergiyi kelebeğin üzerine orada patlattım. ışık söndü. yatağına geçti yattı. finali güzel yapmıştı.

-final falan olmadı.4e doğru ancak uyudum.
9da da uyandım. gözler kan çanağı. biraz denesem de yine uyuyamadım. kahvaltı yaparsam belki uyurum diye bi şeyler atıştırdıysam da yine olmadı. zaten gün ağardıktan sonra uyumayı denemeyegöreyim-nekelimeoldube- bütün kuşlar ve komşular bana düşman kesilir. sonra kalktım. ucuzdur, fütursuzdur, lüzumsuzdur demeden bi şeyler yazdım. hava çok sıcak lan. bunalıyo insan

17 Haziran 2009 Çarşamba

ah sayın patatesler, soyulurken ellerime bıraktığınız kokudan hoşlanmasam da kızartıldığınızda aldığınız tatla, benzerleriniz arasından kolayca sıyrılarak kendinize şu nacizane gönlümün yemek topteninde yüksek sıralar elde ettiğinizi itiraf etmek zorundayım.-tadınızın verdiği hayal sayesinde ne uzun cümle kurdum lan patatesler.- üstelik sizleri sadece kızartma olarak ele almak-bknz: patateskızartması elle,yani çatalsız, yenilen bi yemektir- ele aldıktan sonra da ağızda yapılan güzel bi kontrol ertesinde mideye indirmek diğer yemek türlerine yaptığınız katkıyı görmezden gelmek olur. ama bilin ki; bu görmezlik, sizin verdiğiniz enfes tat yüzündendir. o nasıl bir tattır ki göz ketçapı, mayonezi görmez olur. ah ulan patatesler, sayenizde haşmetbabaoğlu gibi yazar oldum ulan. neyse patatesler, bu kadar gözümü doyurduğunuz yeter. teşekkürler. şimdi sizleri bi güzel kızartacağım. sizleri yerken de güzel filmler seyrederim diye düşünüyorum. mesela, la science des reves, falan izlerim.
bunların dışında, ben de güzel filmler çekilsin isterim tabii. nolan kardeşler birlikte daha çok senaryo yazsın. coen biraderler biraz akıllı olsun.-o burnafterreading i çeken adamlar akıllı olsun ulen- tarantino kafasına göre takılsın. biri de çıkıp şu yönetmenlerden ne diye soyisimleriyle bahsettiğimi bana açıklasın isterim. sürrealist yönetmenler biraz sakinleşsinler. guy ritchie birbirine benzeyen o lanet filmlerini çekmeye devam etsin. onur ünlü falan. woody allen, ölüm gelip onu bulmadan daha çok filmler çeksin isterim, sevgili patatesler. sonra derviş zaim.

05 Haziran 2009 Cuma

bu hikaye de burada bitmiş

cevdet abinin 'keserim ulan topunuzu' diyerek kullandığı servisi 'ehehe cevdet abi elalem saatte 220 kilometreyle servis atıyo. sen hala teknik peşindesin' gibi fütursuzca savrulmuş bi cevapla ve hızlı vurulmuş bi sımaçla cevap verince cevdet abiyi biraz sinirlendirdim galiba. eğer sinirlenmediyse beni 21e 14 yenerek masayı koltuğumunaltına verişini açıklayamam. bi de oyun bittikten sonraki cümlesini: 'teknik iyidir.' gerçi bu cümlesini cevdet abinin okuduğu çizgiromanlardan kalma slogan bulma hastalığıyla açıklayabilirim. ama orası ayrı bi konu.

ayrı bi konu demişken; cevdet abiye yenildikten sonra oturduğum bankta diğer boş zamanlarımda da bi kaç kere yaptığım gibi dilimi alt köpek dişlerimin arkasına, yani düz kısımlarına sürterken gördüğüm kıravatlı adamın hikayesini anlatmassam olmaz.

açıkcası adam ilk gözüme çaptığında omzuna kuş sıçan sıradan bi adamdan farkı yoktu. fakat adamın kuşun bu davranışına-ki kuşa burdan teessüflerimizi iletiyoruz.-gülüp geçmesi beni biraz şaşırttı. tabi adamın hikayesini bilseydim bu davranışına şaşırmaz aksine belki de ben de gülüp geçerdim.eğer adama hikayesini sorsaydık süphesiz aşşağıdaki şekilde anlatacaktı.(parantez içi kısımlar bana aittir.)

Adam'ın hikayesi

bu sabah uyandıktan sonra yüzümü yıkadım. kahvaltımı hazırlamak için mutfağa gittim. (adamın tuvalete girdiğinden bahsetmemesi ona olan güvenimizi biraz sarstı.) çayımı ocağa koyduktan sonra pencereyi açtım. çiçeklere, ağaçlara, kuşlara ve güneşe baktım. o güzel, mis gibi havayı içime çektim ve güneşe seslendim.'ey güzel güneş sen hep ışık saç, bu güzel çiçekler, şu cıvıldayan kuşları hep aydınlat' dedim. sonra da zartıldanak bi güzel osurdum.(anlaşılan adamımızın değişik bir alay anlayışı varmış) mutfağın penceresinden ne güzelliği görecem mınıski. anca karşı apartman. turuncu bi beton işte, dedim. kahvaltımı yaptım. traş olurken ilkokul ikinci sınıfta öğretmenin isteğiyle yazdığım bugünneyaptım konulu yazım aklıma geldi. ben traş olurken aklına ikinci sınıfta yazığı yazılar gelebilen birisi olarak öğretmenim, traş olduktan sonra dişlerimi fırçaladım. işe gitmek için evden çıktım öğretmenim. kurtuluş parkından geçerken ceketime tabiri caizse bir kuş sıçtı. bana sorarsanız öğretmenim, kuş müslüman değildi ve tabirin caiz olup olmamasıyla pek ilgilenmiyordu. çünkü bi güzel sıçtı öğretmenim. bi güzel.. neyse

ceketimi peçeteci çocuktan aldığım peçeteyle sildim. peçeteci çocukların daha çok kazanabilmek için güvercinlerle ortaklaşa çalışabilceklerini düşündüm. ve güldüm. çünkü gülmek güzeldir öğretmenim. insan ancak bi şeyleri unutabilirse güler.(ve tabi ki unutmak için) yani unutabilmek de güzeldir öğretmenim. ev ödevimi unutabildiğimde bana kızmayın.

durağa geldiğimde insanlar bekliyorlardı.-hep beklerler- kırmızı ikarus geldi ve bindik. otobüsün içinde, o bunaltıcı havada ve tabii ki ayakta bi sağa bi de sola giderken tutunmaya çalıştığım koltuğun arkasına kazınmış bi yazı gördüm. taedium vitae yazıyordu. ve ben gülüyordum. iş yerime geldiğimde -ki normalde gelmem gereken sürenin on dakika sonrasına tekabül ediyordu- müdürümden bi güzel azar işittim. bu müdür devamsızlık hakkımı kullanmama izin vermiyordu öğretmenim. geç kağıdından da haberi yoktu. ayrıca benden bi belge istiyordu. belgeyi evde unutmuştum ve bu yüzden biraz daha azar işittim. işleri bilirsiniz öğretmenim, insanı yorarlar. yoruldum.

iş bitti.

otobüse bindim. parkta indim.

parktan evime doğru yürürken ceketime bi kuş sıçtı. bu bana dün akşam bilgisayarımın virüs bulduğunda çıkardığı sesi hatırlattı. orta parmağı ağza götürerek çıkarılan pandik sesi. ben, ceketine kuş sıçtığında pandik sesi hatırlayan -freudla alakası olmadığın bilen- bi adam olarak, dün güldüğüm bi sese bugün de gülebilir miyim, diye düşündüm öğretmenim. ve güldüm.

zaten hayat dedikleri şey tekrarlarla ilgili bi şey değil mi.

-yazımı üstteki son cümleyle bitirince anlamlıymış gibi, sanki etkilemek için yazılmış gibi, sanki yeni ergen gibi olacaktı. bu yüzden izninizle öğretmenim yazımı şöyle bitirmek istiyorum: zortuldanak.

31 Mayıs 2009 Pazar

dolaşırmış sokaklarda

insanlar benim yüzümden üzülüyorlar. böylece bana hep tirenler çarpsın.
bunun dışında niğde gazozu var, ben içiyorum. kuşlar delirdi

22 Mayıs 2009 Cuma

yalınlız

değişti devir ve devir etti devran. zaman sürekliliğin s'sini alarak oldu saman. atalarımızın da sözünü ettiği gibi bu mekanlar kimilerine oldu seyran-kimileri zaten önüne gelene heyran- bizse samanlığın içindeki iğne. yinelenmekten sıkılan bi iğne olarak ve tabii ki kederle dolarak terbiyesizliğimi temsil etmeye geldim. yalnızlığın getirdiği yalınlıktan kurtulmak çabasıyla açtım ağzımı, içtim şerbeti. ben şerbet içerken şarkılar çalıyordu. çişim adeta enstürmental akıyordu. şakıyordu şerbetten içen, bağırıyordu kendinden geçen. çocuk hıçkıyordu. öküzüngözüne su kaçırmak böyle oluyordu. insanlar acı çekiyordu ulan. kimiyse kaygısız. -biz burada acı çekecektik, adam aha ironi buldum dur ilk önce güleyim, sonra gider başkasına anlatırım, diye geçinecekti- bu nasıl adaletti yahu. şu kendini bilmezlere biraz anlayış medet ya hu. daldandala atlamak oluyor-du-bu biliyorum. bundan bahseden ve bunu sevenler de vardı biliyorum-bi kaç yerde görseniz, bi kaç yerde anlatırdınız tahmin ediyorum- sonra da kendinizden soğuturdunuz. ama bunu bilemiyosunuz madam ve bu beni biraz üzüyor