05 Ekim 2008 Pazar

her day was mine

-az önce cnbcedeki başrolünde sarışın şirin kadın oynayan filmin adı neydi kanserle ilgili bi şeydi galiba güzel gibiydi lan izlenirdi pushing daisies de başlamadı zaten hasret kaldık annacımla akşam çözemediğim fizik sorusu da kolay gibiydi aslında cevabı neydi ki. cevap anahtarına baktın ya. çözümü nasıldı ki uykusuzun son sayısını da almadım daha. sen kendi uykusuzluğuna yan. neyse yarın dersaneden gelirken alırım uyuyayım artık yarın dersane var bi de. uyu artık. hem de sabahtan bayram ödevi var mıydı lan neyse geçti artık uyuyorum.. yastığı çevireyim bu kalsiyumlu diş macunu da bok gibiymiş bear gryllin esprisinden ve lezzetsiz olan şeylerin sağlıklı olması ters orantısından yola çıkarsam bu diş macunu hayli yararlı olsa gerek. uyu. aslında var ya uyumamak için için yatmış sayacaksın kendini o zaman direk uyuyosun. beynini kandır diyosun. yok canım gecenin bu saati ironi yapacak beyin nerde bu arada saat kaç oldu ki. nerden baksan üç. nereye baksam karanlık yarın ilk ders matematik galiba allahtan karmaşık sayılar o kadar da karmaşık değil. ucuz kelime oyunları yapma. sanane ulan oynuyosam da kendime. sanane mi. kabul, biraz garip oldu-
Düşüncelerim yüzünden ısınmış yastığım vardı. diğer tarafını çevirdim. o tarafını da ısıtmışlardı. yastığın uçlarında kalmış serinlikle yetinmeye çalışıyordum. uyumuşum.
aşşa paragrafda yazanlar önceki bi cumarteside yaşanmış olabilir.üstteki paragrafla alakası olmaması, ben bu açıklamayı yapmasaydım senin hiçbi şey anlamadan onu güzelce okumayacağın anlamına gelmez. yani belki okumazdın kesin konuşmayayım. yani ben değerimi bil diye söyledim sevgili okur.ayrıca sanırım sana ilk kez sevgili okur diyorum bunun da değerini bil. bence bu paragrafta çok samimileştik. naber lan?
daha önce kim bilir nerede giyilmiş biraz kıvrışık tişörtümün üstünde koyu gri ve açık gri enine çizgilerle kıvrışmış hırkam vardı.allaha şükür hırkamın kapşonu da vardı ve kafamdaydı. hızlarını yere düşüşlerinden değil de kapşonlu kafama hissettirdiklerinden anladığım yağmur taneleri vardı.kulağımda a sunday smile da. eğer bu adam bu şarkını başında büşra demiyorsa, ben de dersaneye kadar yürüyerek giderim gibi bi fikrim de yok değildi. ama hem benim ego kartım vardı hem de kulak vardı arkadaşım. büşra diyordu işte. şarkının sonuna doğru düz sokaktan çıkıp yokuşaşşa sokağa geçdim. yağan yağmurun sayesinde sıradan bi tasvir denemesiyle bile şahane hissettirilebilecek sokakda yürüyen tek kişiydim. bi klip çekseydim tabi ki başrolünde ben oynardım. daha önceden de söylediğim gibi egom vardı. tasvir konusunu değiştirerek sokağın güzelliğini paylaşmaktan kurtulmuştum. arkamdam geldi. tahminen birbuçuk metre ilerim ve bir metre sol tarafımda yürüyüşünü benim tempoma yerleştirdi. benden bi isim isteseydi ona büşra derdim. büşra, paylaşmak istemediğim sokağımı ve klibimi elimden almıştı. bunları düşünürken canımı yeterince sıkacak bi şey daha dikkatimi çekti. güzelim sokakta, güzelim yağmurun altında postcards from italy fonunda yürüyen benim dışımda birisi daha vardı ve aynı adımlarla yürüyorduk.sağ, sol, sağ, sol.belki de sol, sağ, sol, sağ, soldu emin değildim ben sağdayken yakalamıştım. ne kadar çok ortak yönümüz vardı. benimle evlendir miydin büşra. şakaydı büşra cevap vermene gerek yoktu. hemen sekizinci sınıfta; beden eğitimi dersinde uygunadımmarş konusunda öğrendiğimiz adım değiştirme taktiğini kullanarak adımlarımı değiştiriyorum. yoluma devam ediyorum. aslında elimdekilerle yetinmeyi biliyorum büşra. bence iyi bir koca olabilirdim. ne dersin. ah sokak biter ve sen sağa gidersin. sen sağ ben selamet.
ben ve posta kartları metroya